Trafik ve park yeri sorununun, yaşadığınız şehirle kurduğunuz ilişkiyi nasıl etkilediğini hiç düşündünüz mü? Hafta sonu geldiğinde, bir yerden bir yere gitmenin çileye dönüşmesi nedeniyle planlarınızı iptal ettiğiniz ya da sadece yakınlardaki yerlere gitmeye karar verdiğiniz oldu mu?
Ulaşım sorunu nedeniyle, giderek kalabalıklaşan şehirlerdeki yaşam alanlarımız küçülüyor. Şehre kimlik kazandıran yerler, bizden uzaklaşıyor.
Şehri yeniden kazanmanın yolu da ulaşımı yeniden düşünmekten geçiyor. Dolayısıyla artık arabanızı garajınızda bırakıp, daha kompakt bir ulaşım çözümüne yönelmenin tam zamanı. Bunun da en pratik ve en eğlenceli yolu, bir Vespa sahibi olmak!
Peki bir Vespa sahibi olarak İstanbul’da trafik yoğunluğu nedeniyle pek de gidemediğiniz hangi lokasyonları yeniden keşfedebilirsiniz…
Hazırsanız, Vespa ile trafiğe takılmadan İstanbul turumuz başlıyor!
Garipçe
İstanbul Boğazı’nın Avrupa kıyısında, Karadeniz’e bakan tarafta olan Garipçe, Sarıyer’e bağlı köylerden biri. İstanbul’un boğaz kıyısı köylerinin çoğu köy karakterini yitirmiş olsa da, Garipçe zamana direniyor. Tipik bir balıkçı kasabası olan Garipçe, balık yemek için de harika bir lokasyon.
Garipçe’de III. Mustafa döneminden kalan kaleyi, Büyük Liman’ı ve Soğuksu Çeşmesi’ni görebilirsiniz.
Rumeli Feneri
Eğer yolunuz Garipçe’ye kadar uzadıysa, bir sonraki durağınız İstanbul Boğazı’nın Karadeniz girişindeki Rumeli Feneri olabilir.
Rumeli Feneri’nin olduğu bölge, eski bir balıkçı kasabası. Kırım Savaşı sırasında yapılan ve kasabaya adını veren Rumeli Feneri de görülmeye değer noktalardan. Ayrıca buraya kadar gelmişken, Rumeli Feneri Kalesi’ni de görmeden dönmeyin.
Balat
Normal koşullarda özellikle hafta sonlarında toplu taşıma ile ulaşmaktan başka seçeneğiniz olmayan Balat’ı Vespa’nız ile keşfe çıkabilirsiniz. Fotoğraf meraklıların oldukça aşina oldukları Balat’ta birkaç nokta atışı tavsiye verelim.
Sveti Stefan Kilisesi: Demir Kilise olarak da bilinen bir Bulgar kilisesi olan Sveti Stefan Kilisesi, Haliç kıyısında yer alıyor. 1859 yılında yapımı tamamlanan bu kilisenin en büyük özelliklerinden biri, Türkiye’deki ilk prefabrik yapılardan biri olması.
Porfirogenitus Sarayı: Tekfur Sarayı da olarak bilinen bu yapı, 11. ve 15. yüzyıllar arasında Bizanslıların kullandıkları sarayın ayakta kalan tek bölümü. Son zamanlarda yapılan restorasyon çalışmaları sonunda yapının içinde bir de Çini müzesi açıldı.
Fethiye Camisi: Bizans döneminde 13. yüzyılda inşa edilen bu yapı, İstanbul’un fethinin ardından patrikhane olarak kullanılmaya başlamış. Sultan III. Murat döneminde ise camiye dönüştürülmüş. Bu yazıyı yayınladığımız dönemde Fethiye Camisi’nde restoran çalışmaları sürüyordu. Ancak camiyi şu an için dışarıdan görmeniz mümkün.
Küçük Ayasofya
Trafik yoğunluğu ve park sorununun en çok yaşandığı bölgelerden biri de Tarihi Yarımada. Özellikle hafta sonunda kendi aracınızla Tarihi Yarımada’yı ziyaret etmeniz, neredeyse imkânsız. Ama bir Vespa sahibiyseniz, değil!
Tarihi Yarımada’nın Marmara Denizi’ne bakan kısmında yer alan Küçük Ayasofya Camisi; Ayasofya ya da Yerebatan Sarnıcı gibi popüler noktaların gölgesinde kalmış, keşfedilmeyi bekleyen bir hazine. İstanbul’un ayakta kalan en eski Bizans yapılarından biri olan Küçük Ayasofya, İmparator I. Justinanus döneminde 536 yılında yapılmış. Yapı, II. Beyazıd döneminde, 1497 yılında camiye çevrilmiş.
İstanbul’un en önemli tarihi yapılarından biri olan Küçük Ayasofya Camisi’ni eğer henüz görmediyseniz, atlayın Vespa’nıza ve bu tarihi hazineyi keşfedin.
Tabii ki İstanbul’da Vespa’nızla keşfedebileceğiniz yerler verdiğimiz bu tavsiyelerden ibaret değil. Önemli olan şehir içi ulaşımda akıllıca bir seçim yaparak kentle bambaşka bir ilişki kurmanız. Emin olun, bir yerden bir yere gitme sorununu Vespa şıklığı ve kalitesiyle çözdüğünüzde, İstanbul’a farklı gözlerle bakacaksınız.